1. Sevgi ve sevilme duygusu kalbimizi gerçekten iyileştirir mi?

Bence bu soruya hem bir hekim olarak hem de bir insan olarak evet demek mümkün. Ama burada sevginin kalbi nasıl etkilediğini doğru anlamak gerekiyor.

Sevildiğini, güvende olduğunu ve değer gördüğünü hissetmek insandaki stres yanıtını hafifletebilir. Kalp hızımız, tansiyonumuz, uyku kalitemiz ve hatta günlük alışkanlıklarımız duygusal durumumuzdan etkilenir.

Örneğin mutlu, sosyal desteği güçlü bir insanın sağlığına dikkat etmesi, tedavisini sürdürmesi, düzenli hareket etmesi de kolaylaşabilir.

Elbette sevgi tıkalı bir damarı açmaz, ciddi bir kapak hastalığını tedavi etmez. Keşke yalnızca sarılarak bütün kalp hastalıklarını tedavi edebilseydik, bizim de işimiz biraz kolaylaşırdı!

Ama şu çok açık: İnsan kendisini iyi hissettiği bir ortamda yalnızca ruhsal açıdan değil, bedensel açıdan da daha sağlıklı bir yaşam sürdürebilir.

Ben kalp sağlığını anlatırken yalnızca insanın damarlarına değil, nasıl bir hayat yaşadığına da bakılması gerektiğini düşünüyorum.

2. Sevgisizlik ve yalnızlık kalp sağlığımızı nasıl etkiler?

Yalnızlığın kalp sağlığı açısından önemi uzun yıllar yeterince anlaşılmadı. Bugün ise bunun ciddi bir halk sağlığı meselesi olduğunu biliyoruz.

Amerikan Kalp Derneği’nin değerlendirdiği geniş araştırmalarda yalnızlık ve sosyal izolasyon, koroner kalp hastalığı riskinde yaklaşık yüzde 29, inme riskinde ise yüzde 32 artışla ilişkili bulunmuş.

Burada önemli bir ayrım var: Tek başına yaşamak, mutlaka yalnız hissetmek değildir. İnsan kalabalık bir evde, hatta büyük bir aile içinde de kendisini yalnız hissedebilir.

Uzun süren yalnızlık stresin, depresyonun, uyku sorunlarının, hareketsizliğin ve sağlıksız alışkanlıkların artmasıyla birlikte görülebilir.

Tabii bu rakamlar yalnızlığın tek başına kalp krizine neden olduğunu kanıtlamıyor. Ama ilişkilerimizin sağlığımız üzerindeki önemini gösteriyor.

Kalbin dört odacığı var; ama insanın hayatında sevgiye, dostluğa ve paylaşmaya ayrılmış bir oda da bulunmalı.

3. Aşk acısı ve kalp kırıklığı gerçekten kalbimizi hasta edebilir mi?

Evet, hatta tıpta bunun çok ilginç bir karşılığı var: Takotsubo sendromu, yani halk arasında bilinen adıyla kırık kalp sendromu.

Sevilen birinin kaybı, ağır bir ayrılık, beklenmedik kötü haber veya çok yoğun bir duygusal stres, bazı insanlarda kalp kasının aniden ve ciddi şekilde zayıflamasına neden olabiliyor.

Bu hastalar bazen gerçek bir kalp krizi gibi göğüs ağrısı ve nefes darlığıyla hastaneye geliyor. Ancak koroner anjiyografide klasik kalp krizindeki gibi tıkalı bir damar bulunmayabiliyor.

Bu tablo özellikle menopoz sonrası kadınlarda daha sık görülüyor. Kalp fonksiyonları çoğu hastada düzelebiliyor ama hastalık her zaman masum değil; ciddi komplikasyonlar da gelişebiliyor.

Dolayısıyla göğüs ağrısını, “Ben biraz üzüldüm, ondandır” diyerek geçiştirmemek gerekiyor.

Demek ki kalp kırıklığı yalnızca edebiyatın değil, bazen kardiyolojinin de konusu olabiliyor.

4. Doğadan uzaklaşmak kalbimizin ritmini ve sağlığını etkiler mi?

Kesinlikle üzerinde durmamız gereken bir konu.

Modern şehirlerde giderek daha az hareket ediyoruz, daha fazla gürültüye maruz kalıyoruz, doğayla daha az zaman geçiriyoruz.

Oysa yeşil alanlarda bulunmanın daha düşük stres düzeyleri, daha iyi ruh hâli ve bazı çalışmalarda daha düşük tansiyonla ilişkili olduğunu gösteren araştırmalar var.

Doğada yürüdüğümüzde yalnızca hareket etmiş olmuyoruz. Günlük kaygılarımızdan uzaklaşıyoruz, zihnimiz dinleniyor, otonom sinir sistemimizin dengesi üzerinde olumlu etkiler oluşabiliyor.

Ancak doğada bulunmanın tek başına bir ritim bozukluğunu tedavi ettiğini veya kalp krizini kesin önlediğini söyleyemeyiz.

Ben hastalarıma bazen şunu söylüyorum: Yürüyüş bandında yürümek elbette çok faydalı, ama imkânınız varsa aynı yürüyüşü ağaçların arasında yapmak ruhunuza da iyi gelebilir.

Doğa kalbe ilaç yazmaz; ama sağlıklı yaşamak için çok değerli bir ortam sunar.

5. Sürekli stres altında yaşamak kalbimizde nasıl izler bırakır?

Stres aslında vücudun doğal bir savunma mekanizmasıdır. Tehlikeyle karşılaştığımızda adrenalin artar, kalp daha hızlı atar, tansiyon yükselir. Bu kısa süreli yanıt bizi korumak içindir.

Asıl problem, bu alarm sisteminin sürekli açık kalmasıdır.

Kronik stres, sempatik sinir sistemi ve stres hormonları üzerinden tansiyon kontrolünü bozabilir, uyku kalitesini düşürebilir ve inflamatuvar süreçleri etkileyebilir. Ayrıca sigara, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik gibi riskli davranışları artırabilir.

Bütün bunlar zaman içinde kalp-damar sağlığımızı olumsuz etkileyebilir.

Ben bunu şöyle anlatıyorum: Arabanın motorunu gerektiğinde yüksek devirde kullanabilirsiniz. Ama motoru sürekli yüksek devirde çalıştırırsanız zamanla yıpranma artar.

Kalbimizin de hızlanmaya ihtiyacı vardır; fakat sürekli alarm hâlinde yaşamaya değil.

6. Affetmek, huzur ve içsel dinginlik kalp sağlığımıza katkı sağlar mı?

Ben burada çok önemli bir ayrım yapıyorum: Huzurlu olmak, hayatımızda hiç sorun yaşamamak demek değildir. Sorunlarla baş edebilmeyi öğrenmektir.

Affetmek bazı insanlarda öfkeyi, kırgınlığı ve sürekli aynı olayı düşünmenin yarattığı psikolojik yükü azaltabilir. Ancak affetmek, yaşanan haksızlığı onaylamak veya zararlı bir ilişkiye geri dönmek anlamına gelmez.

Meditasyon, farkındalık uygulamaları ve gevşeme tekniklerinin stresin yönetiminde, bazı kişilerde de tansiyonun düşürülmesinde yararlı olabileceğini gösteren çalışmalar var.

Fakat affetmenin doğrudan kalp krizini önlediğini söyleyecek güçte bilimsel kanıtımız yok.

Benim yaklaşımım şu: İnsan bazen olayları değiştiremez ama olayların kendi üzerinde bıraktığı yükü azaltmayı öğrenebilir.

Geçmişte yaşadığımız her kırgınlığı yanımızda taşımak zorunda değiliz. Kalbimizin zaten yeterince işi var!

7. Sevdiğimiz insanlarla vakit geçirmek kalp hastalıkları riskini azaltabilir mi?

Bilimsel çalışmalar, güçlü ve destekleyici sosyal ilişkileri olan kişilerde kalp-damar sağlığının genellikle daha iyi olduğunu gösteriyor.

Bunun yalnızca mutlulukla açıklanamayacak kadar geniş bir etkisi var.

Düşünün, birlikte yürüyüş yaptığınız bir arkadaşınız var. Sağlıklı beslenmenize destek olan bir eşiniz var. Zor bir dönemden geçtiğinizde sizi dinleyen bir dostunuz var. Bunların hepsi daha sağlıklı alışkanlıklar geliştirmenize yardımcı olabilir.

Ama burada önemli olan ilişki sayısı değil, ilişki kalitesidir. Sürekli çatışma ve güvensizlik içeren ilişkiler de ciddi bir stres kaynağı olabilir.

Elbette sosyal ilişkileri güçlendirmenin tek başına kalp krizlerini ne kadar azalttığını henüz kesin olarak ölçebilmiş değiliz.

İnsan ilişkilerinde de kalp damarlarındakine benzer bir ilke var: Önemli olan bağlantıların çokluğu değil, sağlıklı çalışmasıdır.

8. Doğada yürümek, nefes egzersizleri ve sessizlik kalbimize nasıl iyi gelir?

Bu üçü aslında birbirini tamamlayabilir.

Birincisi hareket. Düzenli yürüyüş, kan basıncı, kilo kontrolü, kan şekeri ve genel kalp-damar sağlığı açısından güçlü bilimsel kanıtlara sahip.

İkincisi kontrollü nefes. Yavaş ve rahat nefes egzersizleri bazı insanlarda stres yanıtını azaltabilir ve tansiyonda mütevazı düşüşler sağlayabilir.

Üçüncüsü ise zihinsel dinlenme. Sürekli telefon, haber, iş ve sorumluluklarla meşgul olduğumuz bir dünyada birkaç dakikalık sessizlik bile kendimize dönmemiz için bir fırsat olabilir.

Ancak bunların hiçbiri gerekli kalp ilaçlarının veya tıbbi tedavinin alternatifi değil.

Ben özellikle doğada düzenli yürüyüşü çok değerli buluyorum. Çünkü aynı anda hem hareket ediyor hem de zihinsel olarak rahatlama fırsatı buluyorsunuz.

Bazen kalbinize yapabileceğiniz en güzel iyilik, hayatın hızını biraz azaltırken kendi adımlarınızı artırmaktır.

9. Modern yaşamda farkında olmadan kalbimizi en çok nasıl yıpratıyoruz?

Bence modern yaşamın en büyük problemi, sağlığımıza zarar veren birçok küçük alışkanlığın artık normal kabul edilmesi.

Bütün gün oturuyoruz. Aceleyle yemek yiyoruz. Geç saatlere kadar telefonla ilgileniyoruz. Yeterince uyumuyoruz. Sürekli yetişmemiz gereken bir iş, cevaplamamız gereken bir mesaj var.

Üstelik çoğu zaman tansiyonumuzu ve kolesterolümüzü bilmeden yaşamaya devam ediyoruz.

Stres bunların üzerine ekleniyor. Ama kalp hastalıklarının tamamını strese bağlamak da yanlış. Sigara, yüksek LDL kolesterol, hipertansiyon, diyabet ve hareketsizlik çok güçlü ve somut risk faktörleri.

Biraz esprili söyleyeyim: Telefonumuzun şarjı yüzde 20’ye düşünce hemen telaşlanıyoruz, fakat kendi enerjimiz tükendiğinde bunu çoğu zaman fark etmiyoruz.

Modern yaşamın tehlikesi yalnızca hızlı yaşamak değil; bu hızın sağlığımızdan neler götürdüğünü zamanında fark edememek.

10. Kalbimizi korumak için hayatımızda değiştirmemiz gereken üç şey nedir?

Ben üç temel değişiklik öneriyorum.

Birincisi, hareketsizliği hayatımızdan çıkaralım. Haftada en az 150 dakika tempolu yürüyüş gibi orta yoğunlukta egzersiz yapalım. Mümkünse haftada iki gün kaslarımızı güçlendirelim. Soframızda sebze, baklagil, tam tahıl ve zeytinyağını artırıp aşırı işlenmiş gıdaları azaltalım.

İkincisi, görünmeyen risklerimizi öğrenelim. Tansiyonumuzu, LDL kolesterolümüzü, kan şekerimizi bilelim. Sigara kullanıyorsak bırakalım. Gerektiğinde doktorumuzla birlikte kişisel riskimizi belirleyelim.

Üçüncüsü, hayatımızda dinlenmeye ve insan ilişkilerine yer açalım. Uykumuzu önemseyelim, sürekli stres altında yaşamayı normal kabul etmeyelim. Bizi iyi hissettiren insanlarla zaman geçirelim.

Ben hekimliğim boyunca çok sayıda tıkalı damar açtım, kalp kapaklarına müdahale ettim, hayati tehlike yaşayan hastalar tedavi ettim.

Ama bütün bu deneyim bana şunu öğretti:

Kalbi korumak, yalnızca hastalandığında yapılacak bir müdahale değildir. Nasıl beslendiğimiz, nasıl hareket ettiğimiz, nasıl uyuduğumuz ve nasıl bir hayat yaşadığımızla başlayan bir süreçtir.

Randevu Alın