Bilimsel gerçeklerin herkes tarafından kolayca kabul edileceğini düşünürüz; çünkü bilimin gözleme, deneye ve kanıta dayandığını biliriz. Oysa insan yalnızca mantığıyla karar veren bir varlık değildir. İnançlarımızı, tercihlerimizi ve davranışlarımızı duygularımız, geçmiş deneyimlerimiz, korkularımız, ait olduğumuz çevre ve güvendiğimiz kişiler de şekillendirir. Bu nedenle bilimsel bir gerçek, kişinin yıllardır doğru kabul ettiği bir düşünceyle çatıştığında, o gerçeği kabul etmek sanıldığından daha zor olabilir.

Rahatsız Eden Bilgiyi Reddetmek

İnsan zihni, kendisini rahatsız eden bilgilerle karşılaştığında çoğu zaman düşüncesini değiştirmek yerine o bilgiyi reddederek iç huzurunu korumaya çalışır. Örneğin sigaranın zararlarını bilen bir kişi, sigarayı bırakamıyorsa “Benim dedem de içiyordu, doksan yaşına kadar yaşadı” diyerek bilimsel verinin karşısına kişisel bir örnek koyabilir. Çünkü bazen alışkanlığı değiştirmek, gerçeği küçümsemekten daha zor gelir.

Bilim Neden Kesinlik Vaat Etmez?

Bilimsel gerçeklerden kaçışın bir başka nedeni, bilimin kesinlik değil olasılık dili kullanmasıdır. Bir bilim insanı “Bu tedavi riski azaltır ama tamamen ortadan kaldırmaz” derken dürüst davranır. Bilim dışı bir iddia ise “Bunu yaparsanız kesin iyileşirsiniz” diyebilir. İnsan, özellikle korku ve belirsizlik içindeyken, ölçülü bir bilimsel açıklamadan çok kesin ve umut verici bir cümleye inanmak isteyebilir.

Görüş Değiştirmek Zayıflık mı?

Bilimin kendi bilgisini sürekli sorgulaması ve yeni kanıtlarla görüşünü değiştirebilmesi de zaman zaman güven kaybına yol açar. “Daha önce başka söylüyorlardı, şimdi neden değişti?” sorusu sıkça sorulur. Oysa bilimde görüş değiştirmek bir zayıflık değil, yeni kanıta uyum sağlama gücüdür. Bilimin güvenilirliği, hiçbir zaman yanılmamasından değil; hatalarını fark edip düzeltebilmesinden kaynaklanır.

Aidiyet ve Çevrenin Etkisi

Toplumsal aidiyet de bu süreçte önemlidir. İnsanlar çoğu zaman neye inanacaklarına yalnızca kanıtlara bakarak değil, ailelerinin, arkadaşlarının veya kendilerini ait hissettikleri grubun düşüncelerine göre karar verirler. Bir bilimsel gerçeği kabul etmek, bazen kişinin çevresinden dışlanma veya kimliğinin bir parçasını kaybetme korkusu yaşamasına neden olabilir.

Sosyal Medya Neyi Değiştirdi?

Sosyal medya ise bu eğilimi daha da güçlendirmektedir. Karmaşık bilimsel bilgiler birkaç saniyelik videolara sığmazken çarpıcı, korkutucu ve kesin ifadeler çok hızlı yayılabilir. Algoritmalar da insanların daha önce ilgilendiği düşünceleri karşılarına tekrar tekrar çıkararak yanlış bir bilginin toplumun büyük bölümü tarafından kabul edildiği izlenimini oluşturabilir. Bir iddiayı çok sık görmek, onun doğru olduğu anlamına gelmez; fakat insan zihni tekrarlanan bilgiyi daha güvenilir algılamaya eğilimlidir.

Güveni Yeniden Kurmak

Geçmişte kurumların yaptığı hatalar, çıkar çatışmaları ve toplumla kurulan kötü iletişim de bilime duyulan güveni zedeleyebilir. Bu nedenle insanları bilimsel gerçeklere yaklaştırmanın yolu onları küçümsemek, cahillikle suçlamak veya korkutmak değildir. Önce neden şüphe duyduklarını anlamak, sorularını sabırla dinlemek ve kanıtları gündelik hayatla ilişkilendirerek açık bir dille anlatmak gerekir.

Bilim iletişimi yalnızca doğru bilgiyi söylemek değil, aynı zamanda güven kurabilmektir. Sonuçta insanlar çoğu zaman bilimsel gerçeklerden değil; bu gerçeklerin değiştirmelerini gerektirdiği alışkanlıklardan, yüzleşmelerden ve belirsizliklerden kaçarlar. Gerçeğe yaklaşmak yalnızca bilgi değil, cesaret de ister. Bilimin görevi kanıt üretmekse toplumun ortak görevi, bu kanıtın güven, anlayış ve açık iletişim içerisinde insanlara ulaşmasını sağlamaktır.

Randevu Alın