Türkiye’de hekimlik, uzun yıllar boyunca yalnızca bir meslek değil, yüksek toplumsal itibara sahip bir makam olarak görüldü. Hekim, bilgisine güvenilen, sözü çoğunlukla tartışılmadan kabul edilen ve toplumun en saygın kişileri arasında yer alan bir otoriteydi. Hasta, doktorun karşısına çoğu zaman “Benim için en doğrusunu siz bilirsiniz” anlayışıyla otururdu. Bugün ise bu ilişki belirgin biçimde değişiyor. Hekim, tartışılmaz bir otorite olmaktan çıkarak kendisinden hızlı, eksiksiz ve memnuniyet odaklı hizmet beklenen bir sağlık çalışanına dönüşüyor.
Hasta Hakları Neyi Kazandırdı?
Bu değişimin olumlu tarafları vardır. Hastalar artık hastalıkları ve tedavi seçenekleri hakkında bilgi istemekte, kararlara katılmakta ve gerektiğinde ikinci görüş almaktadır. Türkiye’deki Hasta Hakları Yönetmeliği de hastanın bilgi alma, sağlık kuruluşunu ve hekimini seçme, tıbbi müdahaleye rıza gösterme veya tedaviyi reddetme haklarını güvence altına almaktadır. Bu gelişme, “Doktor bilir, hasta yalnızca uygular” anlayışından ortak karar verme modeline geçiş açısından değerlidir. Hekimin otoritesinin sorgulanabilir hâle gelmesi, doğru kullanıldığında daha şeffaf ve insana saygılı bir sağlık hizmeti doğurur.
“Müşteri” Dili Sağlık Hizmetine Neden Uymuyor?
Ancak Türkiye’de bu dönüşüm her zaman sağlıklı bir denge içinde gerçekleşmemektedir. Sağlık hizmetine ulaşmanın kolaylaşması, hastanelerdeki yoğunluk, kısa muayene süreleri ve sağlık hizmetinin giderek tüketici diliyle anlatılması, hekim–hasta ilişkisini olumsuz etkileyebilmektedir. Hasta kendisini hizmet alan bir müşteri, hekimi de talebini yerine getirmek zorunda olan bir hizmet sunucusu gibi görebilmektedir. Oysa sağlık hizmeti, sonucu önceden garanti edilebilen sıradan bir alışveriş değildir. Hekim hastanın isteğine göre değil, bilimsel bilgiye ve hastanın yararına göre karar vermek zorundadır.
İnternet Muayene Odasına Girdiğinde
İnternet ve sosyal medya da hekimin toplumdaki yerini değiştirmiştir. Hasta, muayene odasına artık yalnızca şikâyetleriyle değil, internette okuduğu bilgiler, izlediği videolar ve bazen kendi koyduğu tanıyla gelmektedir. Bilgiye erişimin artması değerlidir; fakat doğru bilgiyle yanlış iddia aynı ekranda yan yana durmaktadır. Yıllarca eğitim almış bir hekimin değerlendirmesiyle, bilimsel temeli bulunmayan kısa bir sosyal medya videosunun eşit kabul edilmesi güven ilişkisini zedeleyebilir.
Sağlıkta Şiddet: Güvenin Kırıldığı Yer
Türkiye açısından en kaygı verici sonuçlardan biri de sağlık çalışanlarına yönelik sözlü ve fiziksel şiddettir. Bir hekim istenen ilacı yazmadığında, tıbben gerekli görmediği raporu vermediğinde veya beklenen sonucu sağlayamadığında öfkenin hedefi hâline gelebilmektedir. Sağlık Bakanlığının bu olaylar için 113 numaralı Beyaz Kod sistemini yürütmesi bile sorunun ne kadar ciddi bir kurumsal karşılık gerektirdiğini göstermektedir. Şiddetin bulunduğu yerde güven, sağlıklı iletişim ve nitelikli hekimlik gelişemez.
Çözüm Eski Otoriteye Dönmek Değil
Bununla birlikte çözüm, hekimi yeniden sorgulanamaz bir otorite konumuna getirmek değildir. Eski dönemin tek taraflı ve buyurgan hekimlik anlayışı artık yeterli değildir. Günümüz hekimi bilgisini hastasıyla paylaşmalı, seçenekleri anlaşılır biçimde anlatmalı, hastanın değerlerini dinlemeli ve kararı mümkün olduğunca birlikte vermelidir. Hasta da her talebin tıbben doğru olmayabileceğini, hekimin görevinin memnuniyet üretmek değil sağlığı korumak olduğunu kabul etmelidir.
İhtiyacımız Olan İlişki
Hekim ne erişilmez bir otorite ne de talimatla çalışan sıradan bir hizmet sunucusudur. O; bilimsel bilgiyi, klinik deneyimi, etik sorumluluğu ve insan hayatına duyulan saygıyı bir araya getiren profesyoneldir. Türkiye’nin ihtiyacı, doktorun üstünlüğüne dayanan eski ilişki de müşterinin her zaman haklı sayıldığı yeni ilişki de değildir. İhtiyacımız olan; karşılıklı saygıya, doğru bilgiye, güvene ve ortak sorumluluğa dayanan yeni bir hekim–hasta ilişkisidir.